30 Aralık 2012 Pazar

Yeşil Uçan Balonlar



İlk bakışta neler oldu hatırlayamıyorum. 
Hatırladıklarım;
Daha ilk bakışta bıraktım kendimi onun hayal denizine. 
Daha ilk bakışta verdim kanlı kalbimi ellerine.
Daha ilk bakışta "kokulu öp" istedim.
Daha ilk bakışta bulut olacağıma inandım.
Daha ilk bakışta hatalarımı gördüm.
Daha ilk bakışta pişman oldum.
Daha ilk bakışta inandım.
Daha ilk bakışta değişimi hissettim.
Daha ilk bakışta "iyi ki" diyebildim.
Daha ilk bakışta "keşke" dedim.
Daha ilk bakışta,
Hayallerim ellerinde gelen birini gördüm.

23 Aralık 2012 Pazar

Söz



Kirpiklerime on ton bağlanmış sanki. Boğazıma ipler geçirilmiş. Kimse çukurun içinde ki halimi göremiyor. Acımı göremiyor.Görmesinler de zaten acımasınlar, iyi davranmasınlar, sevmesinler.
Ben yukarı çıkmaya çalıştıkça ayak bileklerimden asılıyorlar. 
Tüm gün planlar hayaller içinde yüzüyorum. Gerçek olması zor biliyorum ama deniyorum, uğraşıyorum. Haftalardır kabuslarla uyanıyorum. Haftalardır, aylardır, yıllardır büyük bir acının dibinde çıkmak için uğraşıyorum. Kimsenin göremediği hallerde yerlerde sürünüyorum. 
Yüzüme bakan kocaman bir gülücük görüyor ama kimse gerçekleri bilemiyor. Sahte maskelerim var. Yalanlarım var. Yalandan gülümsemek gibi...
Tek biri ya sadece biri görebildi göz yaşlarımı, hıçkırıklarımı sadece bir kişi duydu. En büyük hediyeyi o aldı. Güçsüzlüğümü bir o gördü. Bir o sevdi. Bir o teselli etti. 
Kaçmak istiyorum. Başka yerlere, başka hayallere. 
Aslında güzel haberlerim var. Mutlu eden bir kaç nedenim var. Şanslı olduğumu hissettiren, gülümseten güzellikler.
Vücudum morarıyor. Deli gibi kilo veriyorum. İdeal kilomun yakınından bile geçmiyorum.  Uyuyamıyorum. Sabahları yataktan çıkmak bile istemiyorum. Kaçmak için bir telefon bekliyorum.
Güzel olacak ama . Bu inancımı hiç kaybetmedim, tek sarılabildiğim düşüncem. Olacak, bir şekilde güzel olacak. Olmak zorunda. Her hayal gerçekleşmek için kurulur. Kurdum hayalimi üfledim mumlarımı ve bekliyorum. Elbet sonunda hayallerim gerçek olacak. Ellerim hep sıcak olacak. Gözlerim hiç kızarmayacak, sesim hiç titremeyecek.
Kocaman bir sevgi güzel dostlar, onların sıcaklığı yetiyor bana. Onlara inancım güvenim bana destek zaten. Onlar olmasa ipleri kesilmiş kukla gibi olurum. Hakaretsiz  kırık, dökük. Onlar benim en büyük desteklerim, onlar benim "herşeyim."
Söz veriyorum her şey yoluna girecek her şey güzel her şey hayallerimizde ki gibi olacak.
Söz...

Şarkısı

18 Kasım 2012 Pazar

Kelebeklerim





Mektuplarım var birikmiş.
Filmlerim var bekleyen.
Dinlemem gereken şarkılar var.
Okumam gereken kitaplar,
Gitmem gereken ülkeler var.
Koklamam gereken çiçekler,
Uzanmam gereken çimler var.
Umutsuzluğumun içinde sallanırken,
İnanmam gereken bedenler var.
Özlediğim insanlar,
Omuzlarına çarptığım ruhlar var.
Güzel dostlarım var.
Kaybettiğim kişiler var.
Boyamam gereken bulutlar var daha.
Kocaman bir kelime çöplüğüm var,
Yazıp yazıp sildiğim kelimeler.
Göz yaşlarım var,
Kimsenin göremediği.
Daha kimsenin kesfedemediği benler var.
İçimde parçalar bırakmış anılar var.
Kabuklarını sökmek, saklamak istediğim,
İyileşmeyen yaralarım var.
Zamanı durdurmak istediğim an'lar var.
Sonsuzluk katmak istediğim fotoğraflar var.
Sarılmak istediğim sıcaklıklar var.
Çizgilere basmadan yürümem gereken,
Kaldırım taşlarım var.
Uyumak istemediğim geceler,
Gözlerimi açmadığım sabahlar var.
İçmediğim sigaralar,
İçmediğim alkoller var.
Sarhoş olmak, sapıtmak istediğim
Günler var.
Benim bir yığın hayalim var,
Hepsinin bir parçasında ol istiyorum.
Bu kez inanmak istiyorum.
Susup kalmak istiyorum.



30 Ekim 2012 Salı

Benimle Delirir Misin ?





Çok ciddiyim. Gel delirelim. Gel evsiz, aç, susuz yaşayalım.
Gel biz farklı olalım.
Gel, tut ellerimi biz delirelim.
İstediğimiz yerlere gidelim.
İstediğimiz her şeyi yapalım.
Tüm insanlara farklılığımızı gösterelim.
Asıl onlar deli, biz akıllı olalım.
Onlardan farklı olduğumuz için bu deliliğimiz zaten.
Onlardan farklı düşünüyoruz biz.
Biz o pisliğin içinden olmayalım.
Gel hadi delirelim biz.
Özgürlüğümüzü ilan edelim.
Bulutlar bizim olsun.
Bırak evi, kıyafetleri.
Yıldızlar, çimenler bizim.
Yerde ki minik taşlar bizim.
"Herşey" bizim.
Sen benimsin,
Ben seninim.
Dahası olmamalı.
Gülümsemelerimize hesap verelim.
Sorumluluğumuz nefes almak olsun.
Her şeye, herkese inat biz delirelim.
Üşürsek sarılırız.
Açıkırsak yemek buluruz.
Düşünmek yok.
Plan yapmak yok.
Sadece sen, ben ve önümde ki yollar.
Zor değil.
Biraz cesaret.
Bir el tutuş.
Bir adım.
Hadi gel özgür olalım.

19 Ekim 2012 Cuma

"Herşey"





Uzansam dokunabilir misin?
Sevsem sezebilir misin?
Ellerini tutup kapatsam gözlerini,
Yine beni görebilir misin?
Benimle sonsuz denizlerde yine de
Yürüyebilir misin?
Ağlayıp sel bassa,
Kapılıp sürüklenir misin?
Bulutların peşi sıra benimle
Uçabilir misin?
Anlatamıyorum ben derdimi,
Sevgimi, özlemimi, gözlerini
Hele kokunu...
Bir martının simit için döktüğü emek gibi,
Kirpiklerimin birbirine karışması gibi,
Kuş gibi biraz da çıplak bedenler gibi
Hayat şu dakika gibi
Sen, ben gibi
Herşey sen gibi

10 Ekim 2012 Çarşamba

Hoş Olmayan Hareketler





İki üç gündür garip hallerdeyim. Öyle böyle değil çok fenayım. Kendimden iğrendim, nefret ettim. Böyle yanlış anlamalar, mesajları yanlış okumalar, kendimden soğumalar, bunalım haller bu böyle uzar gider.
Annemle çok zıt iki bireyiz. Kavga gürültü fenadır aramız. İki haftadır izinli her saniye başımın ucunda, evde baskının allahı kuruluyor, iş sıkıntısı derken ben çortlamışım farkında değilim.
Beynim kazan kadar dolu olunca da doğal olarak hafif hafif paranoyak  hafif hafif depresif, hafif hafif çöküntülere vurmuşum.
Resmen kendimden iğrendim, tiksindim. Ben böyle biri olamam. Acil toparlanmam lazımdı. Burada canım arkadaşım Lin devreye giriyor. Ağzıma yüzüme iki tokat (okkalı konuşma mabında) atınca bi kendime dönüş yaşadım.
Hiç olmadığım, en nefret ettiğim tipe bürünmüştüm. Şimdi güzelce bir duş aldım, rahatladım. Lin de bugün kendime getirdi, ohhh atlattım. Üstümden söküp attım bu leş halleri.
Oturdum planımı kurdum. Hayallerime odaklandım. Okul kayıt sıkıntılarını da hallettim.
Kısacası iki üç günlük o saçma halden sıyrılıp kendime geldim. Çok mutluyum, pamuk gibiyim, enerjim, eğlencem tavanlarda.
Eğer sizde ola ki bir anda böyle saçma, iğrenç, leş, pis hallere düşerseniz sevdiklerinizle güzel bir kahve keyfi yapın. Kurabiye, kek yapın. Kocaman bir pamuk şeker alıp lüpletin.
Gülümseyin. Kocaman kocaman gülümseyin. Bu hafif serin havalarda yürüyüş yapın. Mis gibi olursunuz. Dert sıkıntı kalmaz.
Şimdi çikolata, kahve, kitap zevklerinde süzülmeye gidiyorum. Size güzel gülümsemeler.

7 Ekim 2012 Pazar

Bir Bulutla Duman Arasında Çok Fark Vardır


Kafamda yürüyen sancılar, damarlarımda sıkışan kelimeler var.
Evde aradığım tek dal sigaralar var. 
Deniz görmek isteyen gözlerim,
İnanmak isteyen bir kalbim var.
Dans etmek isteyen ayaklarımı unutamam.
Kalbimde sıkışıp kalmış inançlarım var,
Bulut olmak isterken, duman oluyorum.
İçtiğim sigaraya karışıp yok oluyorum.
İçimde ki zehirli dumana karışmışım,
Dans ede ede yükseliyorum.
En dipte bıraktığım hayallerimle,
Duman oluyorum.

29 Eylül 2012 Cumartesi

İç döküş 2

Gözlerim ağrıyor. Saatlerdir ağlıyorum galiba. Durduramıyorum kendimi. Dayanamadığım noktaya ulaştım. Kafayı yememe az kaldı. Sabrım tükendi. Kendimi koca bir hiç gibi hissediyorum.
Sanki hiç var olmamış, bunda sonra da olmayacak gibiyim. Hayallerim olmamakla birlikte parçaları çok derinlere saplanıyor.
Çok ağır geliyor. Kaldıramıyorum. Hayallerim yok olurken ben koca bir hiç olurken yapamıyorum. Hep güçlü durmaya çalışıyorum. Sorunlarımı, dertlerimi umursamıyorum. Ama bugün dayanamadım. Hepsinin altında ezildim bugün.
Üniversite kazanamadım. İş bulamadım. Ailemde olan sorunlar zaten aldı başını gitti. Üstümde ki baskı ve hayallerimin olmaması iyice ezdi beni.
Dayanamadım işte bugün. Bir parçamı daha attım denize.
Sanki hiç bir şey başaramayacak gibiyim. Gücüm kalmamış gibi.
Gözlerim çok acıyor.
Parçalarımı artık bulamıyorum.

Gloomy Sunday  (Dinlemelik)

Konuşmasam Tüm Organlarımın Sesini Duyabilir Misin ?







Hayaller gerçekleşmek için vardır. Benimkiler ise göz yaşı olmak için var.
Büyük hayallerim olmamasına rağmen, kocaman göz yaşlarım var.
Kabuk bağlayamayan yaralarım var. Bu yaraları kaşıyanlar var.
Nefesimi kesen odalar,ışığı söndüren eller var.
Kalbimin üstünde zıplayan su aygırları var.
Yağmur mevsimi artık başlamalı.
Mor çiçeklerde açsın.
Pembe bir kelebeğin kanadında ki tozu izleyim sessizce.
Konuşmasam, tüm organlarımın sesini duyabilir misin ?
Gülümse. Ben bunu hissedersem mutlu olurum hemen.
Ağlamam söz.
Tek bir gülücük yeter, bulutların üstüne atmana.
Lütfen. Yardım et bana.
Sadece gülümseyerek.

23 Eylül 2012 Pazar

İç Döküş


Benden ne bekliyorsunuz. Bir anda tüm olanları nasıl silebilirim, nasıl hiç yaşanmamış gibi davranabilirim ?
Kötü anıların izleri hep kalır. Asla düzelmez. İyileşmez. Unutulmaz. Affedilemez.
İnancım yok. Geçmişin verdiği yaralar o güveni yok etti.
Bu sefer son diyemiyorum. O kadar çok sinirliyim ki iyi rolü bile yapamıyorum. Saklayamıyorum içimde ki öfkeye.
Kendimi tutamıyorum. Ağlama demek yetmiyor artık. Tırnaklarımın, avuçlarımı kanatmasına engel olamıyorum.
Elinde bıçak beni tehdit eden adamı affedemiyorum. Hayallerimin içine sıçan adamı sevemiyorum. Ne kadar öz babam olsa da yapamıyorum.

Kaçamıyorum, gidemiyorum, kalamıyorum, susamıyorum, konuşamıyorum. Yoruldum. Çok yoruldum.

10 Eylül 2012 Pazartesi

Biri Beni Gökyüzüne Fırlatsın


Anılar parçalıyor şu incecik bileklerimizi.
Kötü anılar neden hiç unutulmuyor ?
Hani mesela, ben büyük dev bir çınar ağacı olsaydım her şey çok daha güzel olabilirdi.
O zaman da bulut olmak isterdim.
Ama, köklerimden sonsuzluğa ulaşabilirdim.
Ya da gölgem serinletirdi bir kaç sevgiyi.
Dallarımın hemen çatlamasına izin vermezdim.
Sizin hiç minik bir anı yüzünden dallarınız kırıldı mı ?
Ya da hiç bulutlara aşık oldunuz mu ?
Mutlak hayallerde sabit bir yaşam.
Hayaller ve umutları bileklerime sakladım.
Tekrar yaşatması kolay olsun.
Son bir şey olarak,
Benim için gülümser misin ?
Bir de, beni gökyüzüne fırlatır mısın ?


Benim Yeşil Odam.



22 Ağustos 2012 Çarşamba

Dinlemelik


Günler geçiyor. Zamanı tutmaya çalışsam da bir şekilde zaman akıyor.
Zamanı durdurmak istiyorum. Tam o huzuru bulduğum yerde, tam o kokuya doyduğum an...
Aslında doyamıyorum. 
Bilemiyorum. 
Tek bildiğim o kemiklerin arasında huzurlu oluşum.
Gizli yazılarım, hayallerim bedenimi ele geçiriyor.
Umutlar göz kırpıyor. 
İnanç belkilere bürünüyor.
"Beni hissediyor musun ? "
Kokusu ile savaş içindeyim. Ele geçirdi beni.
Yine dayanamadım, uyudum.
Yine o kokuya yenildim.
"Ben yine özledim."

  ~ Dinlemelik ~

15 Temmuz 2012 Pazar

Ayna

Gözlerine bakıp gülmemek olmaz.
Aynanın karşısına geçip sevmemek olmaz. 
Hep gidecek gibi hazır olsanda sevmeden bırakılmaz.
Dudakları olmayan, sessiz adam. 
Daha senden bir parça almadan bırakılmaz.
Sarılmadan gidemezsin.
Bana gelen adam,
Sensiz nefes almak olmaz.
Arkamı döndüğümde yok olacak adam,
Gitme diyemesem de gitme be adam.
Kal, otur kalbime.
Ver avuçlarıma kalbini.
Kırmam, korkma.
En güzel köşem ol.
Her bakışım da kal göz kapaklarımda,
Her nefes, sen ol. 
Gitmem ben, asla.
Her sarılışta böyle titrersem
Gidemem ben asla.
Kaçıp, özgür olacağım adam.
Paraları yakıp bulut olacağım adam.
Ellerini tutmak için dudaklarımı parçaladığım adam.
Kal olur mu ?

10 Temmuz 2012 Salı

Sen







Çay çok siyahtı. Sadece deminden koyulmuş kadar siyah. Beni seviyor mu bilmiyorum. Acaba ellerimi tuttuğu zaman ne hissediyordu. Ya da saçlarımla oynadığında. Dıştan bakıldığında neden yaşadığını bile anlam veremiyordum. Çok basit, düz bir adamdı. Bana hiç farklı gelmiyordu. Ama tanıştıktan sonra anlıyoruz. İlk gördüğümüz zaman, son yapmamız gereken düşünceyi yapıştırıyor, kaçıyoruz sessizce. Ön yargı bu olmalı. Bazen bunun tersi bir durumda olabiliyor. Daha tanımadan mükemmel diye nitelikler kattığımız, kalbimizi daha en başta avuçlarına teslim ettiklerimiz tanıdıktan sonra nasıl da yanlış kişiler olduğunu öğreniyoruz. Hangisi ön yargı ? Şimdi hangisi kötü. ?
Ben onu tanıdıktan sonra anladım. Derinlerde yaşıyordu. Benim çıkmak istediğim derinlerde o mutluydu. Şaşırıyordum. Her bakışında onun anlamını çözmeye çalışıyordum. Susuyorduk. Konuşmadan günleri geçiriyorduk. Sessizliği paylaşıyorduk biz. O öyle bir şeylerle uğraşırken onu izlemek büyük bir zevkti. Ona dokundukça anlamaya başladım farklılığını. Ten, kokusu çok farklıydı. Yumuşacık bir vücut. Dengesiz, düzensiz kemikler. Omurgaları kendileri arasında saklambaç oynar gibi. Ebe benim. İncecik bir vücut. Ürkek bazende titrek. Saçları anlamsız gür. Elleri yorgun. Belli çok çabalamış, çalışmış. Dudakları yok gibi. Konuşmama sebebi gibi. Sakalları var ile yok arasında. Sevgisi karnından süzülerek kasıklarına inmiş. Acısını orada yaşamış. Sevmekten sıkılmış, kaçmış. Şimdi sevgiye geri dönmesini bekliyorum. Seviyorum galiba onu. onun da sevmesini bekliyorum. İnanmak istiyorum. Tenine dokunduğum zaman, kemiklerinin içinde geçen sıcaklığı hissetmek istiyorum. Ön yargılarımı silen adama kalbimi vermek istiyorum. Avuçlarına sıcacık bırakıp ölmek istiyorum. Biliyorum o tekrar yaşatır beni. Konuşmak istemeyen o incecik dudaklarından içeri süzülüp kalbinin düzensiz ritminde dans etmek istiyorum. Sadece bir kaç dakika fazla değil. Dudaklarımda ki diş izlerini yok etmeli. Bu güvensizliğimi, korkaklığımı o silmeli. Ona öyle bir güveniyorum ki en büyük hayalimi gerçekleştirsin istiyorum. Parmak uçlarımı öpüp salsın beni gökyüzüne. Geri geleceğimi öğrendiğinde korkmaz, titremez. Ben onun aşkını sakladım köprücük kemiklerime. Onuda götürürüm gökyüzüne. Severim çok severim. Kek yaparım çikolatalı . Gülümsesin yeter bana. Yıllarca onunla yetinirim ben.  Bilir o, küçük şeylerle büyük mutluluk yaşadığımı.
Beklerim. Sadece onu, hayallerimi beklerim.

8 Temmuz 2012 Pazar


Bunu dinlemeyi unutma !  ~


Eskide kaldı diye şartla kendini. Kas, sişlerini sık, elerini paraçakla. Eskide kaldı, yalan. Unuttum de. Kabullenme. Kaç, saklan hatta kaybol.Sonra çık gel geri. Sev.Daha fazla, kemiklerinin içinde ki sıcaklığı hissedercesine sev. Dünyada kalan son güzel duygunun kıymetini bil. Çevrendekiler siktir et, umursama, bakma. Sen sadece sevgine bak ve gülümse. Aç güzel bir kaç şarkı ve dans et. Tut sevgini sarıl ve dans et.
Ona inan. Güven. Boş ver giderse gitsin. Sonunu düşünmeden başla bu kez. Sevginin ritmine bırak kendini. Bırak savursun seni. Bazen çarpsın bazen uçursun. Sen sadece onun gözlerinde ki yıldız ol. Sen sadece sev, gülümse. Onun teninde ki koku ol. Ondan bir parça al ve sakla koynuna. Gizli bir sandıkta büyüt sevgini. "Belki gider" deme. "Benim ol" de. Sakla sev onu. Kokusunu parfüm olarak kullan. Özle. Yanında olsa bile özle. Her öpüşün onu son öpüşün gibi olsun. Göz kapaklarını sev. Hatta göz kapaklarının ucunda ki kirpiklerin kavgasını sev. Ellerini öyle sıkı tut ki kaçamasın. Öyle bir sarıl ki kemiklerin çatlasın. Her adımı bir olan güzel insanlardan ol. Yolda onun omzunda yürü. Sadece gözlerine bakarak mutlu ol. Kavgalarda bağırıp bağırıp sus. Her tartışmadan sonra sarıl öp. Daha çok sev. 
Zor değil bunları yaşamak. Mesafe engel değil. Görmemek engel değil. Hayallerin kadar özgürsün. Uç ve yaşa.

19 Haziran 2012 Salı

Gizli Hayallerim









Erkek gibi bir kız çocuğu. Sevdiklerini pek paylaşmayan, hafif birazda kıskanç. Saçları hep kısa, dizleri hep yara içinde. Çamurdan ev yapan, hep gülümseyen, evde yalnız korkak bir kız çocuğu işte. 
İlk okul öğretmenleri önemlidir. Bizim biz olmamızda en çok emek veren insanlardandır. Ne kadar zaman geçip büyüsek de isimlerini, yaptıklarını asla unutmayız. Bazen iyi bazen kötü anılar. Ben şanslıydım. Melek gibi bir kadındı. Bana yaz diyen kadın. Yalnızlığımı görüp sarılan kadın. Emeklerini asla ödeyemediğim canım öğretmenim. Annem babam çalıştığı için okuldan sonra yalnız kalırdım. Korkardım. Öğretmenim yaz dedi. Korkma yaz. Yazdım, komik ve ıslak yazılar yazdım.
Sınıfta uyum sağlayan bir kızdım. Belli bir arkadaş ortamım vardı. Öğretmenler günü, anneler günü gibi böyle özel günler olurdu. Şiir felan yazdırır okuturdu. Benimde içinde olduğum arkadaş grubunu tahtaya çağırır ve hadi oynayın derdi. Bizde doğaçlama yapar, tahtanın önünde tuhaf tuhaf karakterlere bürünüp, bir şeyler sergilerdik. Hatırlıyorum da içkili ayyaş bir erkeği bile canlandırmıştım.
Bir süre sonra her öğlen molalarında biz böyle küçük çapta, kendi çabalarımızda sınıfı eğlendirmeye çalıştık. Ve bir gün o okuldan gitmem gerekti. Son kez sınıfta eğlenip, güldürdük ten sonra, sınıf öğretmenim yaklaşıp; "Sakın pes etme, devam et. Oyuncu ol" dedi. Yüzünde ki o sıcak gülümseme halen benimle saklıdır.
Sevinçle anneme söylemiştim. Çoğunlukta her annenin verdiği tepkiyi verdi. Oku, mesleğin olsun elbet hobi olarak.... bıla bıla
O günden sonra sakladım içimde. Gittiğim okulda tiyatro diye bi etkinlik bile yoktu. Lisede yine sustum.
En sonunda dayanamayıp annemle bu hayalimi paylaştım. Yine umursamadı.
Hayallerimizin çoğu ailemiz, alaylar, korkular gibi etkenler yüzünden yok oluyor. Acı verici. Bu üzerimizde ki baskı bizim hayallerimizi kurutuyor.
Ama kararlıyım. Belki yeteneğim yoktur, bilmiyorum. Ama bi şekilde çalışıp uğraşacağım. Gizli bir hayalimi gerçekleştirmenin vakti geldi. Gizleyerek onu daha da büyüttüm. İçime sığmıyor. Hayallerimi özgür bırakma vakti. İnsanlara, hayallerini kaybedenlere, duyguların güzelliklerini gösterme vakti.
Kim ne der, ne düşünür, alay ederler, şu bu diye geçirmedim zamanımı. Sadece bu hayalimi sakladım. Keşke dediğim tek şey bu işte. Keşke, saklamasaydım. Korkmasaydım. Her zaman yaptığım gibi gülümsemeliydim.  
Hayallerin ne kadar büyük olursa sende o kadar güçlü oluyorsun. Benim en büyük hayalim dediğim, arkadaşlarımın dalga geçtiği şey ise; bulut olup, uçmak.
Kabul ediyorum ilginç hatta imkansız bile olabilir. Ama istiyorum. Ben bulut olmak istiyorum.
Yüzlerde ki gülümseme olmak istiyorum. Ben parmak uçları olmak istiyorum. Dokunmak, hissetmek istiyorum.
Sadece insanların gülümsemesi ile mutlu olabildiğim için kendimi farklı hissediyorum. Duygularımı dolu dolu yaşadığım için, özgür hissediyorum. Taş parçalarını hediye olarak istediğim için anılarda yaşıyorum. Dans etmeyi beceremesem bile dans edip koşuyorum. Çimenlerde yattığım için, çıplak ayaklarla yürüdüğüm için, ben olduğum için mutluyum. Hayallerim kadar özgür ve mutluyum.
Bu yazıyı okuyan o dudakların gülümsemesini düşünerek mutlu olan biriyim işte.
 Gizli hayalleri olan tuhaf bir kız çocuğuyum.

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Tınılar



Karanlık bir gece. Gözlerim kapalı ellerimde bir çakmak. Ağzımda ki son sigaramın derdine düşmüş savruluyorum. Bir tını ile dans etmek istiyorum. Birinin kollarında, birinin omuzlarında. Birinin köprücük kemiklerinde dans ederken yorulup, oracıkta uyumak istiyorum. 
Ayaklarım yorulana kadar koşmak istiyorum. Gecenin karanlığından korkmadan çığlıklar atmak istiyorum.
Birilerinin görmesini istiyorum artık. 
Üç beş gün konuşulduktan sonra terk edilmek istemiyorum. Yıpranmaktan sıkılmış bu beden artık huzurun peşinde. Kokuları takip edip çakmağımı ateşliyorum. Sigaramı yakıp derin bir nefeste boğuluyorum. Gözlerim halen kapalı. Tınılar değişiyor. Bedenler değişiyor. Ruhum bakireliğini kaybetti artık. Sadece müziklerle, tınılarla sevişiyorum. 
Bana şarkılar hediye eden adamların ellerinde kırıntılar arayan kuş gibiyim. Ama yine karavana. Bir alkışla kanatlanıp uçuyorum. 
Hani kuş türüyüm acaba. Martı ? Özgür martı mıyım acaba. Ya da bir güvercin. İnsanların arasında ama görünmeyen. Belkide bir baykuşumdur. Asil ve yalnız. 
Tek başına uçan. Kanatlarında taşlar gizli bir kuş. Sigaradan bir nefes daha. Boğazımda ki ağrı şiddetle artıyor. Kalbim daha yavaş atıyor. Soluk alışlarım düzensiz.
Bu gökyüzü çok karanlık. Keşke yarasa olsaydım o zaman yolumu bulurdum.  Ama ben karanlıktan korkarım. Ben en iyisi papatya olayım. Sulu bir toprakta güneşleneyim. Sonra biri gelip koparsın. Falına bakıp mutlu olsun. 
O gülümsemede kaybolup yok olayım. 
Sonum bir gülümsemede boğulsun. Yeni bir başlangıç için sona doğru koşayım. Korktuğum karanlıkta, minik bir çalının altında o minik gülümsemeyi düşünürken sonu bulayım.
Sigara bitti. Parmak uçlarım yandı, birazda kirpiklerim. Tırnaklarım acıyor. Gözlerim sulanmış. 
Sebepsiz ağlar gibiyim. Uyanık ama bir rüyada gibi.
Yeni bir tınıda sıra. Şimdi yeni bir başlangıçta.









27 Mayıs 2012 Pazar

Bul Beni


Günaydın mesajlarını, öpüşlerini hep sevmişimdir.Günün en mükemmel anıdır belkide.Gün kötü geçse bile o zaman dönüp gülümserim.
Hep ayağım takılır düşerim. Çok sakar biriyim. Severken bile çok sakar severim. O iter ben düşerim. Sonra bir gülümseme ile kalkabilirim. Tekrar sevip, inanabilirim. Bir şarkı ile dans edebilirim.
Çimenlerde koşarak dans edelim mi ? Sonra köprücük kemiklerine uzanır uyurum. Saçlarıma çimenler gizlenirse çıkartırsın. Belki patates burnumu sevebilirsin.
Belki bir gece hiç konuşmadan, sevebiliriz. Ya da sadece gülümseyerek sarılabiliriz.
Parmak uçlarımdan güne merhaba derim belki. Belki, ısırarak uyandırırım. Isırmayı seviyorum diye soğumazsın belki. Hatta izin bile verirsin.
Bulutlarda uçmayı gösteririm sana. Turuncu balık gibi yüzmeyi de sen öğretirsin. 
Ben salata yaparım, sen makarna. Kahveler benden. Sakarım işte makarnayı yapamıyorum. Ama çok güzel izlerim. 
Son yaklaşır, hiç durmadan koşarak takip eder. Biliyorum yakında son bize ulaşacak.
Gitmek ya da kalmak önemli mi bilmiyorum. Hissedebildiğimiz sürece biz yükseklerdeyiz. 
Seni avuçlarıma çizdiğim zaman bende mühürleneceksin. Asla unutulmayacaksın. Değerli birine verilecek en güzel hediye, unutulmamak. Ya da göz yaşları.
Ellerimizde kala kala duygularımız ve göz yaşlarımız. En saf duygularım, göz yaşlarım senin olsun. 
Sen sadece papatya kok.
Papatyaları çok severim. Belki bir gün hayallerle karışık papatyadan bir taç yaparsın.
Belki uçurtma uçururuz, patlayan şeker yiyip öpüşürüz belki. Belki gülümseriz.
Belki çok özgür iki deli oluruz.



4 Mayıs 2012 Cuma

Sadece bir omuzun sıcaklığında unuttuğun dertlerin baharat kokusunda, en masum mutluluğu yaşarsın.
Bilirsin, o an yanında bir beden vardır. Kokusu burnunda dans eder. Kafanı kaldırdığında hayali olmayan bir beden.
Sıcacık bir avuçta dans etmeyi seversin, istersin. Başka bir bedende yaşamın kırıntılarını hissetmek istersin. Aslında sen varlığını kanıtlamak istersin.
Bu herkesin dillendirdiği duyguları yaşamak istersin. Kirletmeden...


10 Nisan 2012 Salı

Kokulu yazı

O oradadır bilirsin. Kokunu almışsındır.
İçin onunla dolmuştur.
Bedenin, önceden dokundu teni hissetmiştir.
Ellerini uzatırsın.
Son bir kez tenine dokunmak için.
Son kez kokusunu doya doya içine çekebilmek
Onunla dolup taşmak...
Gitme, kal.
Sus kabul, ama kal.

6 Şubat 2012 Pazartesi

Seni özlemek;

Köprücük kemiklerinden sıcak bir öpücüğü hissetmek,
Güneşin batışında ki bulutlarda sarı balık olup yüzmek,
Banyoda sırttan süzülen soğuk bir damla,
Nefesi bir kaç saniye daha tutabilmek,
Gözlerin her kapanışında senin hayalin ile sevişmek,
Kasıklarda ki acı,
Karnın heyecandan yeni melodiler üretmesi,
Kalbin her saniyede ki en estetik kıvrımlarını hissetmek,
Her uyanışta sanki senin yanından kalkmak,
Deli gibi özleyip o minik damlaları akıtmak…